Nedir.Org *
Sponsorlu Bağlantılar
Zeus

Atatürk Neleri Severdi Nedir


Resim Ekle Dosya Ekle Video Ekle Soru Sor Bilgi Ekle

1. ATA LAFINI SEVMEZDİ


"Atatürk" hitabını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı. Kendisine "Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2. EN SEVDİĞİ YEMEK


Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayati boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3. EN BÜYÜK HAYALI DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI


Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4. BAŞUCU KİTABI ÇALIKUŞU YDU


Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rasgele bir yerinden açar, birkaç sayfa okurdu.

5. KABUL SALONUNDA Kİ AT YAVRUSU


Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adini verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

6. TAM BİR SALON ADAMI


En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu. Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7. GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI


Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli malı kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8. DOLABINDA LACİVERT'E YER YOKTU


Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi.

9. ÖLÇÜLERİ


Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.

10. RUMELİ ŞİVESİ


Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.

11. HAZİN BİR HİKAYE


Hayatında bir dönem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.

12. CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU 


Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13. PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE


Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14. KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI


Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi. Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15. DÜZEN TAKINTISI VARDI


Evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.

16. HOŞGÖRÜLÜ LİDER


Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tütünü içmeye çalışırken eli yanmış, "Alın bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.

17. SİGARA PAZARLIĞI


Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti :" Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım".

18. BU NASIL HALKÇILIK


Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına şaşırmış nedenini sormuştu. Trenin milletvekillerine bedava olduğunu örgenince epey sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.

19. LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!


İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti : "Adam olmak demektir hocam, adam olmak! "

20. KURBANLARI BAĞIŞLARDI


Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21. YABANCI DİLE MERAKI


Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi.

22. FASULYESİNE POKER


Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.

23. KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI


Cephelerde düşmanla göğüs göğüs'e savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24. KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ


Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına şaşırmış anılarında bunu espirili bir dille anlatmıştı :"T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".

25. BİR RİCASI


Bir gün halk arasında dolaşırken kara çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız Hanım benim hatırım için başındaki örtüyü açar mısın ?" diye sormuştu. Kadın çarşafını açarak, Atatürk' ün ellerini öptü.

26. BİLARDO VE YÜZME


Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo oynardı.

27. EN BAŞARILI DERS


Eğitim hayatı boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayati boyunca sürdü.

28. YAĞCILARA GEÇİT YOK


Yağcılara çok kızardı. Bir akşam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.

29. SON YILBAŞI GECESİ


1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile baş başa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.

30. KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK


Kuşları çok severdi. Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği güvercinliği vardı.
Atatürk nasıl bir insandı? Nelerden Hoşlanırdı? Hangi Alışkanlıkları Vardı? Nasıl yaşardı?
Yakın arkadaşı olarak kendisini yakın tanıyanlar arasınada olan Kazım Özalp Atatürk ‘ü anılarında şöyle anlatıyor: MUSTAFA KEMAL, Selanik Askeri Rüştiyesini, bitirdikten sonra 1895’de Manastır İdadisine gitmişti(…) Onu ders aralarında sınıftaki arkadaşları ile konuşurken, onlara yardım ederken görüyorum (…) Kendi sınıfında sevilen ve tanınan Mustafa Kemal, bizim sınıfımızca da sevilen bir kişiliğe sahipti(…) Bütün genç arkadaşlar gibi sohbet eder, bazen bir lokumuna tavla oynardık. Mustafa Kemal’in kaybetmekten memnun kalmadığı kolaylıkla anlaşılırdı. Koşmak atlamak gibi oyunlardan da fazla hoşlanmazdı. Etrafına bakınarak dolaşmaktan daha çok, hızlı yürümeyi tercih ederdi.”

Kazım Özalp Atatürk’ün Örnek Vasıflarını da Şöyle Anlatıyor:

Yenilikçi

İnkılâpçıydı, Reformist ve Yenilikçiydi

- Atatürk büyük bir inkılâpçı idi. Batılaşmada gereğine, medeni bir devler olmanın önemine kesinlikle inancı vardı. Çok önceden tasarladığı bütün inkılâpları sıra ile gerçekleştirdi ve tam zamanında kestirmede hiçbir zaman yanılmadı (…) Eğitim seferberline başladığı günlerde, “Eğitimdir ki bir ulusu ya özgür, bağımsız, şanlı bir büyük topluluk halinde yaşatır veya bir ulusu esirliğe ve sefalete terk eder “ diyordu. Bir gün Meclis kürsüsünde çağdaşlaştırmaktan bahsederken, bir mebus biraz da itiraz anlamına gelecek şekilde “ Paşam çağdaş olmak ne demektir? diye sordu. Atatürk derhal “ Çağdaş olmak demek, adam olmak demektir? Cevabını verdi

- (…) Ekonomik gelişme hamlesine başlanan yıllarda ise “ Bundan sonra önemli zaferlere kavuşacağız. Fakat bu zaferler süngü zaferleri değil, ekonomi ve bilim zaferleri olacaktır. Ordumuzun şimdiye kadar elde ettiği zaferle, ülkemizi gerçekten kurtuluşa götürmüş sayılmaz. Bu zaferler, ancak gelecekteki gelişmelerimiz için değerli bir zemin hazırlamıştır. Askeri zaferlerimizle mağrur olmayalım, yeni bili ve ekonomi zaferlerine hazırlanalım. Siyasetteki ve askerlikteki zaferler eğer ekonomik gelişmelerle taçlandırılmazsa, kalıcı olamaz. Yeni Türkiye devleti bir ekonomi devleri olacaktır diyordu.”

- Kadın haklarının korunması için yapılan çalışmalar süresinde de “ Kadınların en büyük görevi analıktır, ilk eğitim verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse, bu görevin önemi yeterince anlaşılır. Ulusumuzun güçlü bir ulu olmaya azmetmiştir. Bugünkü gerçeklerden biri de kadınlarımızın her bakımdan yükselmesini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımızın da bilgin, fen bilgini olacaklar ve erkeklerin geçtiği bütün öğrenim derecelerinden gelecektir. Sonuna kadar toplumun hayatında olacaklardır “ diyordu.

Misafirseverlik

- Atatürk, yabancı ülkelerden kendisini ve memleketimizi ziyaret maksadıyla gelen misafirlere çok büyük yakınlık gösterdiği gibi, kendi arkadaşlarının ona yaptıkları ziyaretlerden de hoşlanırdı. Komşu ülkelerin, kralları, devlet başkanları, devlet büyükleri ve dünya ülkelerinden tanınmış politika ve devlet adamları, generaller, değişik zamanlarda Türkiye ‘ye gelerek onu ziyaret etmişler ve onunla tanışmak imkânını bulmuşlardı. Atatürk yabancı misafirlere gösterdiği ilgi ve saygının benzerinin, yabancı ülkeleri ziyarete giden Türk devlet adamlarına da göstermesini isterdi.(…) Atatürk ‘ün yakın arkadaşlarının kendisine yaptığı ziyaretler ise, genellikle samimi bir hava içerisinde geçerdi. Sofrasına davet edilenler arasında misafirler, hangi görevde olurlarsa olsunlar daima benzer itibarı görürlerdi.

Adam Seçme Özelliği

- Atatürk önemli bir göreve getirilmesi düşünülen kimseyi, eğer önceden değişik yerlerde görmemiş ve onun hakkında önceden bir fikir edinmemiş ise, mutlaka birkaç kere görüşerek, bilgisini, zekâsını ve tutumunu incelerdi. İlk görüşmelerden sonra, imkân olursa yaptığı gezilere de götürür, kesin bir kanaate varmaya çalışırdı. Onun gözüne girebilmek için bilgili olabilmenin yanında, cesur, inkılâpçı, batı görüşlü ve özellikle vatanperver (yurt sever) olmak önemli faktördü. Siyasi kimseler bile olsalar, bakanları sık sık değiştirmeden hoşlanmazdı. Özellikle bakanlık müsteşarlarının uzun zaman görevde kalmalına, bakanlarla beraber değişmemelerine önem verirdi. Kendisi ile konuşulurken, saygıyı bozmamak şartıyla, fikirlerin açıkça söylenmesini ve cesurca müdafaa edilmesini uygun görürdü, hoşgörülü karşılardı. Adam seçme hemen hemen hiç yanılmadı. Çok yakından tanıdığı, sohbet etmek, tavla oynamak, eğlenmek için arkadaşlık ettiği kimselere, devlet görevleri vermedi, daima bir sınır tanıdı.

Arkadaşlık Vefakarlık

- Eski arkadaşlarına daima yakınlık gösterirdi. Onların yalnız sağlık sorunlarıyla değil mali problemler ile de ilgilenirdi. Kendi parasından gerektiğinde arkadaşlarına yardım yapardı. Bana zaman zaman “ Paşam ben bekârım çocuklarım yok ama param var istediğinde sana mali yardım yapabilirim “ derdi. Kendinden hiçbir maddi yardım istediğim halde bana, birkaç kere kendi parasından, o zamanlarda önemli değeri olan 10.000 lira gibi yardımda bulundu.(…) Yakın arkadaşlarıyla beraberken, hikâyeler anlatır, yeni hikâyeleri dinlemekten hoşlanırdı. Esprili konuşmayı sever ve arkadaşlarından da espriler beklerdi.

Diğer Özellikleri

- Eğlenceli toplantıları sever, halkın bulunduğu toplantılardan hoşlanırdı.(…) Türk müziğinden hoşlanırdı, eğlenceli toplantılarda Rumeli şarkını dinlemeyi severdi. Değerli ses sanatkârlarını zaman zaman sofrasına çağırır, onları dinler, bazen şarkılara kendisi de katılırdı. Ancak gençlere batı müziği kültürünün verilmesini istiyordu(…) Türk folklorundan zeybeği sever, çok keyiflendiği bazı toplantılarda zeybek oynardı. Askeri okulların klasik yemeği kuru fasulyedir. Orada alışılan b yemek ilerde cepheler de daima karşınıza çıkar. Atatürk mektepten dışarı kuru fasulyeyi bütün ömrünce diğer yemeklere tercih etti. Bir bekâr yemeği olan yağda kızartılmış yumurta ise, onun ikinci büyük tercihi idi (…)

- Oyun oynamaya meraklı değildi. Yabancı sefirlerle bazen briç oynadı. Bezik oynamayı bilir fakat oynamazdı. Arkadaşları ile tavla oynamayı severdi. Bizim zamanımızın askerliğe ister istemez at binmek öğrenilirdi. At binmek bir spor değil, bir yerden bir yere gidebilmek için zorunluydu. Süvariler kadar olmasa da, piyadeler ve topçular da devamlı at üzerindeydiler. Atatürk, at binmekten bıkmamıştı, sonradan fırsat buldukça at gezintileri yapardı. Demek ki at binmeyi seviyordu. At yarışlarını da izlemekten hoşlanırdı. Güreşleri de severek izlerdi. Asker pehlivanları köşke çağırır güreş tuttururdu. Bazen de iri yapılı arkadaşlarını bu pehlivanlarla güreş tutmaya zorlardı.Yarışmalı sporlardan kürek yarışlarını izlemeyi severdi.

- Atatürk Cumhuriyet ‘in kuruluşundan sonra okullardaki spor eğitimine büyük önem verirdi. Değişik yabancı ülkelerin okullarında uygulanan spor eğitimi programları inceledi. Bize en uygun olabilecekleri seçti ve uygulattı. Yabancı ülkelere, spor eğitimcisi olarak yetişmek üzere, kabiliyetli gençler seçtirerek yollattı. Sporun uluslararası düzede en müessir (etkili) propaganda vasıtası olduğunu daima söyledi. Bir kere daha söylemek isterdim ki Atatürk ‘ün üstün vasıtaları arasında en önde gelenleri, onun “ Geleceği çok iyi görebilen, zamanlamayı çok iyi yapabilen, milletini iyi tanıyan ve ona çok güvenen, insan sevgisi olan, gerektiğinde halka konuşmayı bilen, vatanperver, Batı kafalı ve inkılapçı bir “LİDER olmak “ özellikleridir.

Kaynak: Belirli Günler ve Haftalar, Endi Mağazaları Kültür Hizmeti, sayfa 19.


Atatürkün Doğa Sevgisi



Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk ulusunu sonsuzluğa dek yaşatmak için verimli kalacaksın. Türk toprağı sen, seni seven Türk ulusunun mezarı değilsin. Türk ulusu için yaratıcılığı göster.”

Atatürk'ün vatan ve millet sevgisi doğa sevgisiyle de özdeşleşmişti.O bir doğa sevdalısıydı.Kalbi bu sevdayla dolup taşıyordu.Kurak,ağaçsız,toz toprak ortasınd kurulmuş olan Ankara'yı yeşertmek için çok çalışmıştı.

Bugün Ankara'nın oksijen deposu olan Orman Çiftliği'ni o kurdu.Ağçların dikilişini,tutuşunu,büyümesini her an takiop etti.Dikile her fidanla tekl tek ilgilendi.Bunalr büyüyüp geliştikçe çocuklar gibi seviniyordu.Çiftliğe giden yolun etrafındaki boz toprakları bile ağaçlandırmıştı.Yolun çevresi kısa zaman içerisinde yemyeşil olmuş,meyve ağaçlarıyla dolmuştu.

Güzel ve güneşli bir gündü.Atatürk yine Orman Çiftliği'ne gidiyordu.Çok neşeliydi.Bir ara Şöföre "Dur!" diye bağırdı.

Arabadan inerek ağaçların arasına daldı.O sırada orada birkaç bahçıvan ağaçları suluyordu.Atatürk'ü görünce koşara geldiler.Atatürk:

"Burada bir iğde ağacı vardı ne oldu?" diye sordu.

Hiç kimsenin böyle bire ağaçtan haberi yoktu.Atatürk'ün neşesi kaçmıştı.Yol boyunca gözleri iğde ağacını aradı durdu.Ama nafile.

"Küçük ve cılız bir iğde ağacıydı.Ama ilkbaharda çiçek açıyor,güzel kokuyordu" diye düşüncesini dile getidi.

O, ülkesini yemşeyil görmek istiyordu.Hem yeni ağaçların dikilmesi hem de eski ağaçların korunması için çaba harcıyordu.

Çankaya Köşkü'nün bahçesi düzenlenirken beraberindekilerle dolaşıyordu.Çok yaşlı ve kalın bir ağaç Atatürk'ün geçeceği yolu kapatmıştı.Ağacın bir yanında havuz,çok dik bir yokuş vardı.Atatürk, ağaca yaslanarak güçlükle karşı tarafa geçti.Nerede ise havuza düşecekti.Bahçe sorumlusu:

"Emrederseniz hemen bu ağacı keselim paşam" dedi.
Kesme sözünü duyunca Atatürk sert bir şekilde adamın yüzüne bakıp;

"Sen ömründe böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki kesmekten söz ediyorsun" dedi.

Atatürk'ün çok sevdiği,sık sık gidip piknik yaptığı yerlerden biri de Söğütözü idi.Burada şırıl şırıl akan küçük bir dere,küçük bir havuz ve yüzden fazla söğüt ağacı vardı.Atatürk buraya küçük bir kulübe yaptırmak istiyordu.

Fakat kulübeyi yapmak için 20 kadar söğüt ağacının kaldırılması gerekiyordu.Atatürk bunların kesilmesine razı olmadı.Birkaç gün bu konuyu düşündü.Nihayet ağaçların kesilmeyerek yerlerinin değiştirilmesini istedi.Bu işi de bizzat başında durarak yaptırdı.Çukurları kazdırdı.Söğütlere zarar vermeden kökleriyle söktürüp yeni yerlerine diktirdi.Her gün buraya uğrayarak sulattı.Hepsi de tuttu,büyüyüp gelişti.Atatürk bunları gördükçe çok sevinirdi.


Atatürk Neleri Severdi Resimleri

  • 2
    Atatürk Neleri Severdi 3 yıl önce

    Atatürk Neleri Severdi

Atatürk Neleri Severdi Sunumları

  • 2
    Önizleme: 2 hafta önce

    Atatürk'ün Hayatı PPTX Slayt

    (Göster / Gizle) Sunum İçeriği: Düz metin (text) olarak..
    1. Sayfa
    ATATÜRK’ÜN HAYATI İçindekiler ; *Atatürk’ün Okul Yılları *Atatürk Askerlik Yılları *Kurtuluş Savaşı Ve Cumhuriyet Yılları *Özel Yaşamı *Son Yılları *Ölümü www.dersimiz.com

    2. Sayfa
    www.dersimiz.com

    3. Sayfa
    Kurtuluş Savaşı’mızın önderi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe bir evde doğdu. Babası Selanik ilkokulu öğretmenlerinden Kırmızı Hafız sanıyla anılan Ahmet Efendi’nin oğlu Ali Rıza Efendi, annesi Sarıgüllü Hacı Sofu ailesinden Feyzullah Efendi’nin kızı Zübeyde Hanım’dır. Ali Rıza Efendi Selanik Evkaf katipliğinde ve gümrük memurluğunda bulunmuş, 1871 yılında Zübeyde Hanım’la evlenmiştir. 1876’da Selanik Asâkir-i Milliye taburunda birinci mülazım olarak görev alan Ali Rıza Efendi daha sonra kerestecilik ile uğraşarak serbest ticaret yapmıştır. Atatürk’ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda ölmüş, sadece Makbule Hanım (Atadan) 1956 yılına kadar yaşamıştır.www.dersimiz.com

    4. Sayfa
    www.dersimiz.com

    5. Sayfa
    Atatürk’ün Okul Yılları Mustafa öğrenim çağı geldiğinde anne ve babası arasında görüş ayrılığı belirdi. Zübeyde Hanım, oğlunun geleneklere uygun bir törenle mahalle mektebine verilmesinden yanaydı. Ali Rıza Efendi ise yeni yöntemlerle eğitim yapan Şemsi Efendi Okulu’na gitmesini istiyordu. Ali Rıza Efendi Zübeyde Hanım’ında isteğini dikkate alarak Mustafa’yı ilk önce mahalle mektebine ardından da Şemsi Efendi Okulu’na gönderdi. Mustafa, 1888 yılında babasını kaybedince bir süre öğrenimine ara verdi.Bu olay üzerine büyük sorunlarla karşı karşıya kalan Zübeyde Hanım, çocuklarını yanına alarak Selanik yakınlarında Langaza’daki Rabla Çiftliğinde çalışan ağabeyinin yanına gitti. Zübeyde Hanım, daha sonra Mustafa’yı okulsuz bırakmamak için çocuklarıyla birlikte Selanik’te bulunan kız kardeşinin yanına döndü. Selanik’e dönüp okulunu bitiren Mustafa, Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne kaydoldu. Annesinden gizli Askeri Rüştiye sınavlarını kazanarak 1893’te Selanik Askeri Rüştiyesi’ne yazıldı. Bu okuldaki matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Efendi tarafından adına “Kemal” ilave edildi.Rüştiye’yi bitirdikten sonra Manastır Askeri İdadisi’ne girdi (1895). Mustafa Kemal’in fikir hayatının oluşmasında ve gelişmesinde Manastır Askeri İdadisi’nde okuduğu dönem oldukça etkili oldu. Manastır Askeri İdadisi’ni başarı ile bitirdikten sonra 1899’da İstanbul Harp Okulu’nun piyade sınıfına yazıldı. 1902 yılında Harp Okulu’nu, 1905 yılında da Harp Akademisi’ni bitiren Mustafa Kemal, Kurmay yüzbaşı olarak Osmanlı Ordusu’na katıldı.www.dersimiz.com

    6. Sayfa
    www.dersimiz.com

    7. Sayfa
    Atatürk Askerlik Yılları İlk görev yeri 11 Ocak 1905’te atandığı merkezi Şam’da bulunan 5. Ordu idi. 1907’de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır’a 3. Ordu’ya atandı. 19 Nisan 1909’da İstanbul’a giren Hareket Ordusu’nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa’ya gönderildi. Picardie Manevraları’na katıldı. 1911 yılında İstanbul’da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı. İlk katıldığı savaş 1911 yılındaki Trablusgarp Savaşı olmuştur. 6 Mart 1912’de Derne Komutanlığına getirildi. Derne ve Tobruk’ta İtalyanlara karşı kazandığı başarılar, onun askerlik yeteneğinin ilk kanıtıdır. Ekim 1912’de Balkan Savaşı başlayınca İstanbul’a çağırıldı. Mustafa Kemal, I. Balkan Savaşı sırasında Çanakkale ve Gelibolu’nun savunulması için kurulan Akdeniz Boğazı Birleşik Kuvvetler Harekat Şubesi Komutanlığı’na atandı (25 Kasım 1912). II. Balkan Savaşı’nda Bolayır’da hazırladığı birliklerle Edirne’nin geri alınmasında görev aldı. 27 Ekim 1913’te Sofya’da, Balkan ülkeleri Askeri Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915’te sona erdi. 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı’nda  düşmana ağır kayıplar verdirten Mustafa Kemal, 18 Mart 1915’te Çanakkale’deki büyük destanı, emrindeki askerler ile birlikte yazarak, düşmana “Çanakkale geçilmez” dedirtmiştir. Mustafa Kemal askerlerine “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” diyerek savaşın kaderini değiştirmiştir.www.dersimiz.com

    8. Sayfa
    Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşları’ndan sonra 1916’da Edirne ve Diyarbakır’da görev aldı. 1 Nisan 1916’da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis’in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep’teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917’de İstanbul’a geldi. Veliaht Vahidettin Efendi’yle Almanya’ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyahatten sonra rahatsızlandı. Viyana ve Karsbad’a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918’de Halep’e 7.Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelip Harbiye Nezâreti’nde (Bakanlığında) göreve başladı. Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı.www.dersimiz.com

    9. Sayfa
    www.dersimiz.com

    10. Sayfa
    www.dersimiz.com

    11. Sayfa
    Kurtuluş Savaşı Ve Cumhuriyet Yılları 22 Haziran 1919 yılında Amasya Genelgesi’ni yayımladı. 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4-11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi’ni toplayarak vatanın kurtuluşu için takip edilmesi gereken yolun belirlenmesini sağladı. 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasının hemen ardından, 24 Nisan 1920’de Meclis ve Hükümet Başkanlığına seçildi. Mustafa Kemal, 23 Ağustos-12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Savaşı’nı ve 30 Ağustos 1922’de düşmanın tamamen yurttan atıldığı Büyük Taarruz’u bizzat yöneterek Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini kazanmasını sağlamıştır. Sakarya Zaferinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi 19 Eylül 1921’de Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ile Gazi ünvanı verdi. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması ile de Kurtuluş Savaşı sona ermiş oldu. Mustafa Kemal, 13 Ağustos 1923 tarihinde TBMM Başkanlığına tekrar seçildi. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi ve oybirliği ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. TBMM, Mustafa Kemal Paşa’yı 1927 ve 1931 yıllarında da Cumhurbaşkanı olarak seçti.www.dersimiz.com

    12. Sayfa
    24 Kasım 1934’de Soyadı Kanunu gereği TBMM’nce Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi. 1935 yılında Meclis, Atatürk’ü dördüncü kez yeniden Cumhurbaşkanı olarak seçti. Atatürk, yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni çağdaşlaştırmak adına siyasal, toplumsal, hukuk, ekonomik, eğitim ve kültür alanında birçok devrimler gerçekleştirdi.www.dersimiz.com

    13. Sayfa
    www.dersimiz.com

    14. Sayfa
    www.dersimiz.com

    15. Sayfa
    Özel Yaşamı 923 yılında Latife Hanım’la evlendi. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Afet, Sabiha, Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. İhsan ve Abdurrahim adlı çocukları da himayesi altına alarak yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı. Mirasından manevi evlatlarına, kız kardeşine, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Çiftliklerini Hazine’ye bıraktı. Atatürk, kitap okumayı, müzik dinlemeyi, yüzmeyi, ata binmeyi ve dans etmeyi çok severdi. Bütün spor dalları ile ilgilenir, güreşe de özel bir ilgi duyardı. Tavla oynamaktan büyük keyif alırdı. Akşam yemeklerine devlet adamlarını, bilim adamlarını, sanatçıları ve önemli kişileri davet ederek devlet meseleleri hakkında sohbet ederdi. Doğayı çok sever, temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Almanca ve Fransızca biliyordu.www.dersimiz.com

    16. Sayfa
    Sevdiği Müzikler * Yanık Ömer * Kırmızı Gülün Ali Yarı Var * Bülbülüm Altın Kafeste * Yemen Türküsü * Necibem * Fincanı Taştan Oyarlar * Çökertme Zeybeğiwww.dersimiz.com

    17. Sayfa
    www.dersimiz.com

    18. Sayfa
    www.dersimiz.com

    19. Sayfa
    Son Yılları Hastalığının ilk belirtileri 1937 yılında ortaya çıkan Atatürk, 1938 yılı başlarında Yalova’da bulunduğu sırada, ciddi olarak rahatsızlandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç vermesine rağmen tamamen iyileşmeden Ankara’ya yaptığı yorucu yolculuk, rahatsızlığının artmasına sebep oldu. Hastalığı esnasında da kendi sağlığını hiçe sayarak devlet işleri ile devamlı meşgul olan Atatürk, bu tarihlerde Hatay sorunu ile de yakından ilgileniyordu. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana’ya geziye çıktı. Askeri birlikleri teftiş ederek tatbikat yaptıran Atatürk oldukça yorgun düştü. Gerçekleştirmiş olduğu Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs’ta Ankara’ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul’a giden Atatürk’e doktorlar tarafından siroz teşhisi kondu. Deniz havası iyi geldiği için, Savarona Yatı’nda bir süre dinlendi. Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul’a gelen Romanya kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938’de Hatay Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi Atatürk’ü çok sevindirip moralini düzeltti. www.dersimiz.com

    20. Sayfa
    Temmuz sonlarına kadar Savarona’da kalan Atatürk’ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. O’nun hastalığını duyan Türk Milleti sağlığı ile ilgili haberleri sürekli takip ediyor ve iyileşmesini diliyordu. Atatürk, 29 Ekim 1938 yılında Türk Ordusu’na yolladığı mesajda, “Türk vatanının ve Türk’lük camiasının şan ve şerefini, dahilî ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır” diyerek orduya olan itimat ve güvenini tekrar etti.www.dersimiz.com

    21. Sayfa
    www.dersimiz.com

    22. Sayfa
    Ölümü Tüm çabalara rağmen hastalığı giderek artan Atatürk, 10 Kasım 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda, saat dokuzu beş geçe hayata veda etti. 21 Kasım 1938’de Etnoğrafya Müzesi’nde hazırlanan geçici kabre konulan naaşı, 10 Kasım 1953 yılında, yurdun her bir ilinden getirilen vatan toprakları ile hazırlanan ebedi istirahatgahı olacak Anıtkabir’deki mezarına törenle defnedildi. . www.dersimiz.com

    23. Sayfa
    www.dersimiz.com

    24. Sayfa
    www.dersimiz.com

    25. Sayfa
    Hayatından Karelerwww.dersimiz.com

    26. Sayfa
    www.dersimiz.com

    27. Sayfa
    www.dersimiz.com

    28. Sayfa
    www.dersimiz.com

    29. Sayfa
    www.dersimiz.com

    30. Sayfa
    www.dersimiz.com

    31. Sayfa
    www.dersimiz.com

    32. Sayfa
    www.dersimiz.com

    33. Sayfa
    www.dersimiz.com

    34. Sayfa
    www.dersimiz.com

    35. Sayfa
    www.dersimiz.com

    36. Sayfa
    www.dersimiz.com

    37. Sayfa
    www.dersimiz.com

    38. Sayfa
    www.dersimiz.com

    39. Sayfa
    www.dersimiz.com

    40. Sayfa
    www.dersimiz.com

    41. Sayfa
    www.dersimiz.com

    42. Sayfa
    HAZIRLAYAN* Melike ÖZ Sınıfı3/D ÖĞRETMENİMİZ ; Rıza KOÇ Nisan 2013www.dersimiz.com

  • 1
    Önizleme: 2 hafta önce

    Atatürk'ün Sevdiği Şarkılar Slayt Sunum PPTX

    (Göster / Gizle) Sunum İçeriği: Düz metin (text) olarak..
    1. Sayfa
    Atatürk Özel Sayısı 2013 | Hukuk Gündemi 133mrünü savaş alanlarında geçirmiş, büyükmeydan muharebeleri yönetmiş, dağıl-Ömakta olan bir imparatorluktan yeni birdevlet yaratmış Mustafa Kemal Atatürk’ün sanata ve sanatçıya verdiği değeri,“Efendiler, hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz, başvekil hatta reisi- cumhur olabilirsiniz ancak sanatkâr olamazsınız. Kendilerini sanata vakfeden o insanları sevelim ve koruyalım.” sözleri açıkça anlatmaktadır.Sanata büyük önem ve değer veren, Ulu Önder Atatürk’ün hayatında musiki, ayrı bir yere sahipti. Çankaya Sofraları her gece bir önemli konunun teşrih masasıydı. Bu sofrada Büyük Nutuk, Harf Devrimi ve diğer devrimlerin tartışmaları yapıldı. Bu ciddi tartışmalarla yorulan dimağları dinlendirmek için bir iki şarkıyı bir gazel izler ve ekseri Atatürk’ün pek sevdiği gazeller söylenirdi.Falih Rıfkı ATAY, Çankaya adlı eserinde Atatürk’ün müziğe olan ilgisi ve müzik bilgisini“Mustafa Kemal yalnız Rumeli folklor türkülerini mat sesi ile güzel ve tatlı söylemekle kalmaz, klasik alaturka musiki makamlarını da bilirdi.” şeklinde ifade etmektedir. Ses Sanatçısı Mualla Gökçay Atatürk’ün müzikbilgisine hatıralarında;“Ata umumiyetle Türk musiki- sini severdi. Ama Rumeli türkülerini her şeye tercih ederdi. Rumeli türkülerini bize bizzat kendisi meşk etmişti. Arada bir : -Konuşur gibi tane tane okuyun, diye ihtar ederdi. En sert hocalardan daha titizdi. Musikiden çok anlar en ufak bir falso veya hatayı hemen yakalardı” sözleriyle yer vermektedir.Atatürk’ün tren yolculuğundan keyif aldığı her- kesçe bilinir. Tren yolculukları sırasında dinledikleri arasında Münir Nurettin Selçuk, Saadettin Kaynak, Hamiyet Yüceses, Mustafa Nafiz, Afitap, Yesari Asım Arsoy, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Selahattin Pınar gibi besteci ve yorumcularla birlikte Necip Celal Andel’in Seyyan (Oskay) tarafından seslendirilen “Yıllar” tangosu; hüzzam, karciğar makamında şar- kılar, kantolar, gazeller de vardır.Atatürk bir konuşmasında“Hayatta musiki lazım değildir. Çünkü hayat musikidir. Musiki ile alakası olmayan mahlukat insan değildir. Eğer mevzuu bahis olan hayat insan hayatı ise, musiki behemehal vardır. Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musiki hayatın neşesi, ruhu, süruru ve her şeyidir. Yalnız musikinin nev’i şayan-ı mütalaadır.” demektedir.Av. Çiğdem ERMANAtatürk’ün Sevdiği Şarkılar

    2. Sayfa
    Safiye Ayla134 Hukuk Gündemi | Atatürk Özel Sayısı 2013Hayatının ayrılmaz bir parçası müzik olan Atatürk’ün sevdiği şarkılar arasında yer alan, Rumeli Türküleri içinde, Osmanlı’nın Üsküp’ü kuşatmasından sonra İstanbul’a gelen genç kızın sıla özlemi üze- rine yakılan“Vardar Ovası”, Fikriye Hanım’ın söylediği ve Ata’nın da büyük keyifle dinlediği “Manastır’ın Ortasında Var Bir Havuz”, Safiye Ayla’dan dinlediği “Alişimin Kaşları Kara” sayılabilir.“Yanık Ömer”in Bestesi ve güftesi, 10 yaşında hafız olmuş Saadettin Kaynak’a aittir. Kaynak, aynı zamanda Atatürk’ün huzuruna her an kabul ettiği özellikle dini konularda görüşüne başvurduğu bir isimdi. Yanık Ömer şarkısını, Atatürk adına düzen- lenen bir konserde Safiye Ayla söylemiştir. Konser sonunda Mustafa Kemal Atatürk, Safiye Ayla’nın yanına gelerek: “Safiye çok teşekkür ederim, çok güzel yorumladın” der ve sonra ekler: “Bu türküyü bir operada söylemeni çok isterim. Bunu başarırsan, beni gerçekten çok mutlu edersin.”Ayla, her yere baş- vuru yapar, bir operada bu türküyü icra edebilecek tek yer bulamaz ve Atatürk’ün bu vasiyetini yerine getiremeden 81 yaşında vefat eder.“Havada Bulut Yok” bir Yemen Türküsüdür. Bu türkü söylenirken Atatürk’ün gözyaşlarını tutamadığı söylenir. Hacı Angı “Marşlarda–Türkülerde Atatürk” adlı kitabında bunu: “Atatürk Yemen Türküsü söy- lenirken gözyaşlarını tutamazdı. Zira Yemen Tür- küsü, Atatürk’e bir hiç uğruna Arabistan çöllerinde ziyan olan Türk gençlerini, geride kalanların yıkılanumutlarını ve yakınmalarını anımsatırdı.” cümlele- riyle anlatır.“İzmir’in Kavakları” Osmanlı İmparatorluğunun dağılma döneminde İzmir, Aydın, Ödemiş ve çevre- sinde efsaneleşen, düşmanla savaşıp cesur hareket- leriyle halkın gözüne girmiş adeta halk kahramanı haline gelen Çakıcı adlı Efe için yazılmıştır.“Atabarı”1936-1937’de Balkan Oyunları Festivali’ne katılan Artvin mahalli halk oyunları ekibi, Atatürk’ün huzurunda Artvin barı oynarlar. Oyun, Atatürk’ün çok hoşuna gider ve tekrar oynanmasını isteyerek kendisi de barbaşı olarak oyuna katılır, sonuna kadar oynar. Bunun üzerine, bu anıyı yaşatmak için yazışmalar sonucunda Atatürk’ün“Uygundur”cevaplı yazısı ile oyunun adı “Atabarı” olarak değiştirilir.“Fikrimin İnce Gülü” bestesi İsmail Hakkı Bey’e ait olan, günümüzde de 7’den 70’e herkesin sevilen ve beğenilerek dinlenen şarkı da Atatürk’ün sevdiği şarkılardandır. Bu şarkıyı Müzeyyen Senar, Atatürk’ün huzurunda söylemiştir.1938 yılının Haziran ayında ekibiyle birlikte Atatürk’ün gözbebeği Savarona yatına çağrılan Müzeyyen Senar, verdiği röportajda o günü şöyle anlatıyor:“Nubar Bey’le yola çıktık; öğle saatinde Kanlıca Koyu’ndaki yata vardık. Atatürk, doktoru ile masada idi. Faruk Kaptan da vardı. Yedi sekiz ay önce gör- düğüm Atatürk süzülmüştü. Masaya oturmamızı işaret etti.‘Yemek yediniz mi?’diye sordu. Çok heye- canlanmıştım. Bu son karşılaşmamızda sofrada içki yoktu ve Atatürk’ün sigara içmediğini hatırlıyo- rum. Saat 13.00’te şarkı söylemeye başladım, iki saat sürdü. Defterim önünde idi. O istediği şarkı- ları söylüyor, biz okuyorduk. Ancak o gün benden istediği ‘Cânâ rakibi handân edersin’ hariç, şarkılar- dan birini çok iyi hatırlıyorum. Selahattin Pınar’ın hüzzam şarkısı idi: Aşkınla sürünsem yine aşkınla delirsem / Bilmem ki ne yapsam da senin kalbine girsem / Bir gölge gibi ruhunun altında belirsem/ Bilmem ki ne yapsam da senin kalbine girsem. Selahattin Pınar bana, 1936’nın Ağustos ayı başla- rında o sırada Florya Köşkü’nde bulunan Atatürk’e çok yeni bir bestesi olan bu şarkıyı okuduğunu ve Atatürk’ün de çok beğendiğini anlatmıştı. Saat 15.00’te istirahata çekilmek mecburiyetinde idi. O nedenle veda edip ayrıldık ve yine bir motor bizi karşı sahile bıraktı. Bu benim Atatürk’ü son görüşüm oldu.” 1925 yılının Ağustos ayının beşinci günü Latife Hanımdan ayrıldığı zaman “Bağrı Yanık Bülbüle

    3. Sayfa
    Atatürk Özel Sayısı 2013 | Hukuk Gündemi 135Döndüm” türküsünü çaldıran Atatürk ayrılığın yükünü müzikle hafifletmek yolunu seçmiştir.En çok sevdiği makamlar, rast, mahur, hüzzam, segâh ve bestenigârdır. En çok beğendiği ve oku- duğu şarkılar arasında;Haşin Beyin bestenigâr makamından:“Kaçma mecburundan ey ahuyi vahşi ülfet et.”Kazasker Mustafa İzzet Efendinin bestenigâr makamından:“Gayirden bulmaz teselli sevdiğim.” Dedenin mahur makamından:“Ey gonca dihen harı elem canıma geçti.” Asım Beyin uşşak makamından:“Câna rakîbi handan edersin.” Asım Beyin rast makamından:“Habıgâhı yâre girdim arz için ahvalimi.” Faize Hanımın suzidil makamından: “Badei vuslat içilsin kâseyi fafurdan.”Mahmut Celalettin Paşanın hüseyni makamından: “Sevdiğim cemalin çünkü göremem.”Ahmet Rasim’in rast makamından: “Lebi renginize bir gül konsun.” Rıza Efendinin rast makamından:“Zümrei huban içinde pek beğendim ben seni” Hacı Arif Beyin rast makamından:“Seyli ateşten emin olmaz yapılmış haneler.” sayılabilir.Sanata ve sanatçıya verdiği önemi her fırsatta dile getiren Atatürk’ün türküden gazele, alafranga şarkılardan, milli marşlara kadar pek çok eser şarkıyı sevdiği, bazılarını kendisinin söylediği, musikiye her fırsatta da eşlik ettiği bilinmektedir.KAYNAKÇAÇankaya, Falih Rıfkı ATAY, Pozitif Yayınları, İstanbul,10 Yıl Savaş 1912 – 1922 ve Sonrası, Fahrettin ALTAY, İnsel Yayınları, İstanbul, 1970Atatürk’ün Sofrasında, Hüseyin MOVİT, Truva Yayınları, İstanbul, 2011Hacı Angı, Marşlarda–Türkülerde Atatürk, Angı Yayınları, Ankara, 1977www.tccb.gov.trwww.turkuler.comwww.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-9284-36-yanik-omer-saadettin-kaynaki-anlatiyor.htmlhttp://tr.wikipedia.org/wiki/Safiye_Aylahttp://www.haber3.com/muzeyyen-senar,-ataturku-anlatti-301347h.htm

Atatürk Neleri Severdi Videoları

  • 5
    2 hafta önce

    Atatürk ile İlgili Az Bilinenler

  • 2
    2 hafta önce

    Mustafa Kemal Atatürk, Kuran-ı Kerim okumayı ve dinlemeyi çok severdi

  • 2
    2 hafta önce

    Mustafa Kemal Atatürk Hakkında Az Bilinen 10 Bilgi!

Atatürk Neleri Severdi Soru & Cevap

  • 2

    2 yıl önce

    Soru : 17.sigara pazarlığı ile bir sorum olacak.Doktor 'günde kaç paket sigara içiyorsun' diye sorunca Atatürk '8' diyince doktor 1'e indirmesini söylüyor Atatürk'te buna karşılık 'zaten bir paket içiyorum...'diyoya nasıl yani 8 diyo sonra 1 diyo nasıl?

Atatürk Neleri Severdi Ek Bilgileri

Bu yazıya sende yeni bilgi ekleyerek gelişmesine yardımcı olabilirsin..

Bir şey Unutmadın mı ?

Bizi sonra tekrar bulmak için sitemizi aşağıdan beğenmelisin